Orada ne oldu? - 08:00, 30 Ocak 2013 Çarşamba
Bursa’da Mimar Sinan eseri neden yokmuş?
Mustafa Armağan, Bursa Emir Sultan Sohbetleri

Bursa’da Mimar Sinan eseri neden yokmuş?
Mustafa Armağan Bursa’da konuştu. Tarihe ilgisinin nasıl başladığını anlatan Armağan, kendisini II. Abdülhamid ile gerçek manada ilk tanıştıran kişinin Necip Fazıl olduğunu da söyledi.


 

Yüzyıllarca dünyanın geleceğini bir şekilde yönlendirmiş bir medeniyetin çocuklarıyız. Yeni bir dünya kurduk, yeni bir dünyanın nasıl kurulması gerektiğini öğrettik dünyaya. Hiç durmadan yürüdük. Hızır gibi, her bastığımız çorak toprağı yeşerttik. Ama her şey hep böyle sürmedi. Zaman geçti ve biz durdurulduk. Önce durdurulduk, sonra geriletildik ve en son da yenildik.

Yabancısı olduğumuz bir duyguydu yenilmek. Bu yabancılık bizi şaşırttı, sarstı, ne yapacağını bilemez hale getirdi. Bocaladık, çareler aradık. Bulduğumuz çareler, bize ait çareler değildi, derde derman olmadı bunlar. Gerilememiz daha da kavileşti.

Yıkıldık en sonunda. Küllerimizden kırka yakın devlet doğdu. Kendimizi bir türlü toparlayamadık. Tanzimat’la başlayan başkalarına benzeme maceramız, cumhuriyetle birlikte kendimizi inkâra dönüştü. Kendimizi o kadar inkâr ettik ki, başka hiçbir toplumun yapmadığını yaptık, geçmişle bağlarımızı kesmek için alfabemizi değiştirdik, hafızamızı sıfırladık. O güzelim ahşap kapılarımızın üstündeki Osmanlıca beyitleri kazıdık, o alfabe unutulsun diye mezar taşlarımızı tahrip ettik. Ve kendimize bir yalan tarih uydurduk. Derin bir uykuya yattık sonra. Ya da yatırıldık, her neyse… Ama her gecenin bir sabahı olduğu gibi, her uyuyuşun da bir uyanışı olur.

Şimdilerde uyanıp yavaş yavaş yerimizden doğrulmaya çalışıyoruz. Ama birileri bize bakıp bekliyor, ne yapacağımızı merak ederek bekliyor. Biz ne yapacağımızı biliyor muyuz peki? Bilmesek de öğrenmeye çalışıyoruz. Bunu öğrenmenin yolu, kendimizi hatırlamaktan geçiyor. Kendimizi hatırlamak da, tarihimizi doğru bilmekle olur.Mustafa Armağan, Bursa Emir Sultan Sohbetleri

Tarihimizi doğru bilmemiz için çabalayanlardan biri de Mustafa Armağan. Mustafa Armağan,  TYB Bursa Şubesi ve BURFAŞ’ın organize ettiği Emir Buhari Kültür Merkezi Sohbetlerinin konuğu olarak kişisel tarihinde Bursa’nın yerini anlattı. Konu başlığı “Osmanlıyı Kuran Şehir, Bursa” idi. Sohbetten tadımlık notlar şöyle:

Bursa beni kurdu

Tarih araştırmacısı olma serüvenin başlangıcının Bursa olduğunu söyleyen Mustafa Armağan, bu serüvenin kilometre taşlarında Bursa’nın yerini, çocukluğundan kesitler aktararak anlattı: “İlkokul beşinci sınıfı Emir Buhari İlkokulu’nda okudum. Bu yıllarda Osmanlıcaya merak sardım. Osmanlıcamı ilerletmek için Yazma Eserler Kütüphanesine gittim ama ne yetişkin biriydim ne de araştırmacı, bu yüzden bana orada kitap okuma fırsatı tanımadılar. Yılmadım. Osmanlıcamı geliştirmek için mezarlıkları dolaşarak mezar taşlarını okudum ve bu şekilde Osmanlıcamı geliştirdim.”

O sandukanın içinde ne var?

Bu dönemde ne yapacağını tam olarak kararlaştırmasa da, olayların kendisini Osmanlıya ve tarihe ittiğini anlatan Mustafa Armağan, bu hali açıklayan çarpıcı bir olayı şöyle anlattı: “Osman Gazi türbesini ziyaretteydim. Türbeyi ziyarete gelen birçok kişi vardı. Bu ziyaretçilerden biri, birdenbire Osman Gazi’nin sandukasına ilerledi ve sandukanın kapağını açmak için uğraşmaya başladı. Orada bulunan görevliler adama müdahale ettiler ama adam ısrarla sandukanın kapağını açmaya çalışıyor, ‘Bunun içindekini görmek istiyorum’ diyordu. Elbette sandukanın kapağı açılmadı ve adam da, ben de sandukanın içinde ne olduğunu görmedik. Ama bir sanduka vardı ve kapağı kapalıydı. O zamandan beri ben de sandukanın kapağının altında ne olduğunu merak ederim. Bu öğrenme güdüsü, benim tarih araştırmacısı olmamdaki önemli olaylardan biridir.”

Bir satırı silinmiş kitabe ve Abdulhamit’le karşılaşma

Bursa’da yaşadığı olayların kendisini hep belli bir alana ittiğini söyleyen Mustafa Armağan, II. Abdulhamid Han’a ilgi duymasını sağlayan olayı da Bursa’da yaşadığını söyledi. Bu olay, bir satırı silinmiş olan bir kitabeyle karşılaşma olayı: “Bursa’daki Türk-İslam Eserleri Müzesi’nin bahçesinde bir kitabe buldum. Kitabeyi okumaya çalıştığımda, kitabenin en başındaki bir satırın silindiğini fark ettim. Mustafa Armağan, Bursa Emir Sultan SohbetleriBu durum merakımı çekti. Yaptığım araştırmada bunun II. Abdulhamid tarafından yaptırılan bir köprünün kitabesi olduğunu öğrendim. II. Abdulhamid kimdi ki adı kitabelerden bile siliniyordu, bunu merak ettim.

II. Abdulhamid ile karşılaşmam sadece bu olayla olmadı. Okuduğum okulların tarihine, tedavi olduğum hastanelerin tarihine baktığımda yine hep II. Abdulhamid çıktı karşıma. II. Abdulhamid’in ülkenin her yerinde izi vardı ama bu izler silinmek isteniyordu. II. Abdulhamid’i merak ettim ve onunla ilgili araştırmalara giriştim. Onunla ilgili okuduğum ilk kitap Necip Fazıl’ın Ulu Hakan II. Abdulhamid Han kitabıydı. Elbette kitap bir tarihçi usulüyle yazılmamıştı ama II. Abdulhamid hakkında farklı bir bakışı yansıtıp değişik bir II. Abdulhamid portresi çiziyordu. Necip Fazıl’ın bu kitabında, daha sonra bir Batılı tarihçinin kitabında da karşılaşacağım çarpıcı bir cümleye rastladım. Şunu diyordu Necip Fazıl: ‘Abdulhamit’i anlamak, her şeyi anlamaktır.’ O Batılı araştırmacı da, Necip Fazıl’dan yıllarca sonra şunu diyordu: ‘Abdulhamid’i anlamak, Türkiye’yi anlamaktır.’ Necip Fazıl’ın bu cümlesi hâlâ belleğimde çakılıdır ve ben hâlâ bu cümlenin peşindeyim.”

Mimar Sinan’ın Bursa’da neden eseri yok?

Medeniyetlerin, yaşadıkları coğrafyada kalıcı ve büyük eserler vermelerinin belli bir olgunlaşma sürecinden sonra olması gerektiğini söyleyen Mustafa Armağan, İstanbul’da kalıcı, estetik ve harika eserlerin verilmesinin İstanbul’un fethinden yaklaşık yüz sene sonra başladığını, bu yüz senenin de olgunlaşma süresi olduğunu söyledi.

Bursa’da Sinan’ın eserlerinin olmamasını, günümüzdeki bir anlayışla da ilişkilendirerek şöyle anlattı Mustafa Armağan: “Günümüz Türkiye’sinde her yere hep bir şeyler yapılmak isteniyor ama bir şeyler yapılacak estetik olgunluk var mı, yok mu düşünülmüyor. Bazen bir şey yapmamak da, bir şey yapmak anlamına gelir. Sinan Bursa’ya hiçbir şey yapmamıştır. Dolayısıyla Sinan, Bursa’ya hiçbir şey yapmayarak bir şey yapmıştır. Sinan’ın Bursa’da eser vermesi istenmiş, bu istek Sinan’a da iletilmiştir ama Sinan, Osmanlının ilk dönem mimarisini bozmak istemediği için, bu döneme ve bu dönemin ustalarına saygısından dolayı Bursa’ya bir eser vermesi isteğine karşı çıkmıştır.”Mustafa Armağan, Bursa Emir Sultan Sohbetleri

Fabrika kurma maliyetine heykel parası

Sohbetinin daha sonraki bölümlerinde Türkiye’nin yakın dönemindeki tuhaflıklardan örnekler veren Mustafa Armağan, 1930’lu yıllarda ülkenin her yerinde bir heykel yapma furyasının başladığını hatırlattı. Yapılan heykellerin estetik boyutunun bulunması ve heykeli yapılan kişilerin birer tarihî figür olması durumunda bunun da kısmen kabul edilebileceğini söyleyen Armağan, konuyla ilgili şu sözleri tarihe not düştü:

“1930’lu yıllarda heykel yapma furyası başladı. Mesela Afyon’a bir Zafer Anıtı yapıldı. Bu anıtı da, 600 senelik sapasağlam bir camiyi yıkarak o caminin yerine yaptılar. Sanki Afyon’da heykelin yapılacağı başka alan yoktu. Yapılan heykelin mimarı da, Avusturya’dan getirildi, kendisine o dönemin parasıyla 800.000 TL para ödendi. Yapılan heykelin bizim sanatımızla, kültürümüzle hiçbir ilgisi de yoktu. Heykel, iki çıplak adam figüründen oluşuyordu ve Afyonlu anneler,  çocuklarıyla heykelin yanından geçerken çocuklarının gözlerini kapatmak zorunda kalıyorlardı. Bir de heykele verilen parayı düşünün! O yıllarda insanımız, açlıktan süpürge tohumu yiyordu. Bursa’ya yapılan heykelin parasının da, Beykoz’a kurulan fabrikanın parasıyla denk olduğu söylenir.”

Soğuk ve yağışlı bir Bursa gecesinde ilgisi diri bir kalabalığa düşüncelerini aktaran Mustafa Armağan, tarihi bildikçe kendimizi tanıyacağımızı ve tarihimizi bilmenin de herkesin görevi olduğunu belirterek sözlerini noktaladı. Daha sonra sohbet, soru-cevap faslıyla devam etti.

 

Ahmet Serin aktardı