Orada ne oldu? - 10:00, 05 Ocak 2013 Cumartesi
Hocaefendi, dizilere karşı hanımları uyardı
Seyyid Muhammed Ustaoğlu Hocaefendi

Hocaefendi, dizilere karşı hanımları uyardı
Gavsul Azam Abdulkadir-i Geylani anma toplantısında Seyyid Muhammed Ustaoğlu Hocaefendi konuştu.


 

Tarikatların her birisinin kendine göre usul ve uygulamaları vardır. İnsanlar kendi yapılarına ve meşreplerine uygun bir tarikata girerek, manevi yolda terakki etmeye çalışırlar. Asfalt yollar için tasarlanan bir araba nasıl arazide randıman vermiyorsa, meşrebe uygun olmayan bir tarikatta yol almak da sağlıklı olmaz.

Mesela biraz şiirden, musikiden anlayan bir kimse, Bektaşi veya Mevlevi olabilir. Ya da sesli zikir yapmaktan tat alan kimse Kadiri veya Rufai olabilir. İçin için sessiz bir zikirden hoşlanan bir kimsenin de Nakşiliğe uyduğunu söyleyebiliriz. Tabi biz bu tasnifi meşrep farklılıkları anlaşılsın diye kabaca yaptık. Yani her musikiden anlayan Mevlevi olacak diye bir şey yoktur.

Meşreplere takılmayalım

Meşreplerin anlaşılması şu açıdan önemlidir. Kişi kendi meşrebine uyan tarikatların dışındaki tarikatları garipseyebilir, onların uygulamalarını tuhaf da karşılayabilir. Mesela ben Rufailerin testere zikrine ilk katıldığımda bunu biraz garipsemiştim. Kadirilerin ayakta yaptıkları zikre de katılmıştım ama onu bu kadar garipsememiştim. Benim meşrebime en uygun olanı Nakşilerin sessiz yaptıkları zikirdi galiba…

Tarikatların farklı uygulamaları bize garip gelebiliyor fakat bu ondan bazı insanların istifade etmeyeceği anlamına gelmez. Her tarikatın kendine uygun bir mürit ve hizmet kitlesi var. Her tarikatın da kendi usul, erkân ve uygulamaları ile başı hoştur.

Bizim için önemli olan şudur ki bir tarikatın usul ve erkânında İslam’a aykırı bir şey yoksa detayları çok fazla kurcalamamız bir fayda getirmez. Çünkü her tarikatın asırlardan süzülen kendine göre bir tecrübesi söz konusudur. Biz ümmet-i Muhammed’i bir gözle gören insanlar olarak, detaylara takılıp kalamayız. Nakşisi ile, Kadirisi ile, Rufaisi ile, Mevlevisi ile, Bektaşisi ile ya da bu her hangi bir tarikata müntesip olmayanları ile büyük bir ümmetin unsurlarıyız.Abdülkadir Geylani

Fethu’r Rabbani’yi okumayan yaşadım demesin

Bendenizin evliyalar sultanı Abdulkadir-i Geylani hazretleri ile tanışmam Fethu’r Rabbani adlı eserini okumam ile oldu. Bu kitabı okurken, sanki bu kitap benim içimi okuyor ve içimdeki sorulara cevap veriyor hissini yaşıyordum. Gençlik çağımdaki birçok problemi bu kitabın acil yardımları ile çözebildim. Abdulkadir-i Geylani hazretlerinin katıksız bir evliya olduğunu bu kitabı okuduğumda hissettim. Onun sıradan bir evliya olmadığına ise gönül ehli binlerce zat asırlardır şahitlik etmiştir.

Geçtiğimiz günlerde bir ilanda Zeytinburnu Kültür Merkezi’nde Gavsul Azam Abdulkadir-i Geylani’nin anılacağını öğrenince çok sevindim. Birincisi böyle büyük zatların böyle güzel yerlerde anılması anlamlıydı. İkincisi de ilanda “Gavsul Azam“ diye yazılı olması bazı ezikliklerden kurtulduğumuz anlamına geliyordu. Herkesin “Gavsul Azam” gibi tasavvufî kavramları bol keseden şeyhine yakıştırdığı bir dönemde, gerçek bir evliyalar sultanını anarken, onun bu sıfatının unutulmaması güzel bir şeydi.

Gönüllerdeki tekkelere kilit vuramazsınız

Akşamın bir saatinde anmanın yapılacağı salona ulaştığımda içeride büyük bir kalabalığın olduğunu gördüm. Geylani İlim ve Kültür Merkezi'nin düzenlediği programa inanılmaz bir ilgi vardı. Öyle ki insanların çoğu salona sığmamıştı. Bu da neyi gösteriyor? İnsanları kanunlarla belli bir çizgiye çekmek her zaman mümkün değildir. Zahirdeki tekke ve zaviyeleri ne kadar kapatırsanız kapatın, gönüllerdeki tekkelere kilit vuramazsınız. İşte bu kalabalık bunu söylüyordu bize…

Bu sofra Gavsul Azam sofrası

Kültür merkezinin ortasındaki geniş alanda gelenlere ilk önce pilav, tatlı ve kavurma ikram edildi. Saatlerce salona insanlar akmasına rağmen, herkese bu ikramlardan bol bol verildi. Zannedersem bu Abdulkadir-i Geylani hazretlerinin bir bereketiydi. Bu bolluğa dikkat çekmek istiyorum. Çünkü âcizane bendeniz ikramın bol olmasından çok memnun oldum. Abdulkadir-i Geylani sofrasına da zaten bu yakışırdı. İnşallah Müslümanların bir arada yemek yemelerinin de bir nimet olduğunu idrak edenlerden oluruz.

Yemek sırasında beklerken arkamdaki Karadenizli genç kardeşim yemekleri görünce; “Hey maşallah” falan gibi sesli sesli bir şeyler konuşuyordu. Ben bunu Kadirilerin meşrebindeki “coşkunluk” ile alakalandırdım. Şöyle bir eskiden tanıdığım Kadirileri aklıma getirdiğimde, onların da böyle coşkun, canlı, heyecanlı kişiler olduğunu hatırlıyorum. Onların bu halleri zikir tarzları olan cehri zikir ile de adeta bir uyum halinde…

Çok önemli misafirler vardı

Program bir ilahi grubunun seslendirdiği ilahilerle başladı. Elbette ki bu ilahiler de meşrebi müsait olan kimselerin bam telini titretti. Salondaki annelerimiz, teyzelerimiz bunları severek dinlediler. Bir de özel tarikat kıyafetleri giyen zikir grubu vardı. Daha sonra bunlar Halka-ı Şerif ve Devran-ı Şerif zikirlerini icra ettiler.

Ön koltuklarda oturan çok sayıda özel misafir vardı. Ve hemen hepsi maşallah sarıklı idi... Gecenin başmisafiri, ismini ilk defa duyduğum Seyyid Muhammed Ustaoğlu Hocaefendi idi. Onun dışında Almanya, Makedonya, Fransa ve Afrika'dan mutasavvıflar da bu programa iştirak etmişti.

Ne mutlu Hakk yolunda pervane olabilene

Programın açılış konuşmasını yapan gazeteci yazar Nimet Öksüz Hanımefendi şunları söyledi: “Sultan-ı Pir Abdulkadir-i Geylani hazretlerinin muhabbet sofrasına hoş geldiniz. Geylani İlim Ve Kültür Derneği olarak kardeşliği çoğaltmak ve bereketlendirmek için çalışmalar yapmaktayız. Hakka giden yolda pervaneler olabilmek için bu toplantıyı düzenlemiş bulunuyoruz.”

Muhittin UstaGavsul Azam’ın ismi unutulmaz

Bu konuşmanın ardından Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi araştırma görevlisi Seyyid Muhittin Usta Hoca bir konuşma yapmak üzere sahnedeki yerini aldı. Programa katılan ve telgraf gönderen misafirlerin adlarını okuyan Seyyid Muhittin Usta Hoca, kısa bir konuşma yaptı. Bu kısa konuşmasında; “İman edenler ve salih amel işleyenler var ya, işte onlar yaratılmışların en hayırlısıdır” (Beyyine5) ve “İman edenler ve salih amel işleyenlere karşı bir muhabbet meydana getireceğiz” (Meryem 96) ayetlerini okuyan Muhittin Usta sözlerine şöyle devam etti:

“Nice sultanların, nice kralların, nice zenginlerin isimleri unutulmuş, adları kaybolmuştur ama Gavsul Azam Abdulkadir Geylani hazretleri gibi büyükler her zaman yâd ediliyor. Bunun sebebi ayette de zikredildiği üzere onun imanının güzelliği ve amelinin salih olmasından dolayıdır. Hz. Pir Efendimizin vefatından yüzlerce yıl sonra onun ismi ve sancağı altında bu toplantılar gerçekleştirmemiz bunun tezahürüdür. Geleneksel olarak her yıl yapılan bu toplantılar aslında çok uzun yıllara dayanıyor.”

Kervanın çokluğu haramilerin belini kırar

Konuşmasında birlik ve beraberliğin önemine de vurgu yapan Muhittin Usta sözlerine şöyle devam etti: “Hazreti Mevlana; ‘Velilerin hayat öyküleri müritlerin gönüllerine kuvvet bahşeden ordulardır’ buyurmaktadır. Birlik ve beraberlik üzere olmak ise; ‘Kervanın çokluğu haramilerin belini kırar’ sözünde ifade edildiği gibi imanın bihakkın yaşanmasına ve şeytanın hilelerinden kurtulmaya vesile olur. Bu toplantı bir tasavvuf buluşması hüviyetindedir.”

“Kim âlimleri layıkıyla karşılarsa muhakkak ki beni karşılamıştır. Kim âlimleri ziyaret ederse muhakkak ki beni ziyaret etmiştir” ve “Yeryüzündeki âlimler karada ve denizdekilere yol gösteren yıldızlar gibidir” hadis-i şeriflerini naklederek sözlerini bitiren Seyyid Muhittin Usta, son olarak muhterem babası Seyyid Muhammed Ustaoğlu Hocaefendi’yi konuşma yapmak üzere sahneye davet etti.

İhtiyarlık boynuma çöktü aziz kardaşlarım!

Şeyh Seyyid Muhammed Usta Efendi konuşmasına şöyle başladı: “Aziz kardaşlarım, muhterem Müslümanlar! Sizlere çok şeyler anlatmak isterim de birkaç gün sonra 85 yaşına basıyorum. İhtiyarlık boynuma çöktü, sırtıma yüklendi. Ondan dolayı sizlerle kısa konuşacağım.”Seyyid Muhammed Ustaoğlu Hocaefendi

Konuşmasında zikrin öneminden bahseden ve dinleyicileri zikre teşvik eden Hocaefendi sözlerine şöyle devam etti. “Aziz kardaşlarım, zikir yaparak insan aşka gelir. Zikrin efdali tevhittir. La ilahe illallah Muhammedur resulullah. Zikir yapa yapa adamcağız âşık olur. Onun arkasından marifetullah zuhur eder. Yani ilham gelir. Allahü zülcelal o kulunun kalbine ilham eder.”

Zikir konusunda hanımlara da uyarılarda bulunan Hocaefendi; “Hanım kızlarımız, televizyonun başına geçip, dizinin başına geçip zikri unutmayın. Tevhide devam eyleyin” dedi.

Derviş ol, zikir yap, tevhit oku

“Derviş ol, zikir yap, tevhit oku” diyen Hocaefendi, ölülerimizi de unutmamamız gerektiğini vurgulayarak; “Fatiha her derdin şifasıdır, arkasından üç İhlas okursun, onlar anlar onu, sevinir, çok sevinir” dedi.

Bu kısa konuşmanın son bölümünde bir kardeşimiz cezbeye gelip bir müddet bağırınca konuşmanın gerisini anlayamadık. Son olarak Hocaefendi; “Konuşacak durumum da yok. Buraya geldiniz, beni sevindirdiniz” diyerek sözlerini bitirdi.

Bu konuşmaların ardından birkaç konuşma daha yapıldı. Konuşmalar salevatlarla dualarla süslendi. Zikirler yapıldı. Çok geç olmadan bendeniz salondan ayrıldım. İnşallah bir dahaki sefere Efendi Hazretlerinin ellerinden öpmek de nasip olur.

 

Aydın Başar haber verdi